Neşet Ertaş’ın sazı ve sesinin bir araya gelmesiyle oluşan çalıp-söyleme olgusu, onun olağanüstü sanatının yarattığı sinerjinin en anlamlı yansımasıdır. Sazına hasret kalmış gibi sarılan âşık yürekli Ertaş için bu, tam bir aşk hâlidir. Sazıyla, sesiyle, çalıp-söylediği eserle bütünleşen Neşet Ertaş’ın her şeyiyle kendisi olduğu, her şeyin kendisinin olduğu ve kendisini bulduğu bu hâl; özgürlüğün sonsuzluğuna…
Neşet Ertaş’ın sazı ve sesinin bir araya gelmesiyle oluşan çalıp-söyleme olgusu, onun olağanüstü sanatının yarattığı sinerjinin en anlamlı yansımasıdır. Sazına hasret kalmış gibi sarılan âşık yürekli Ertaş için bu, tam bir aşk hâlidir. Sazıyla, sesiyle, çalıp-söylediği eserle bütünleşen Neşet Ertaş’ın her şeyiyle kendisi olduğu, her şeyin kendisinin olduğu ve kendisini bulduğu bu hâl; özgürlüğün sonsuzluğuna ve ruhsal doyumun zirvesine ulaştığı, keyfin demini bulduğu ve içindekini dışarı atarak ferahladığı mutluluk anlarıdır.
Neşet Ertaş; deyim yerindeyse sazın, sözün ve müziğin içerisine girerek kendinden geçtiği bu anlar için; “ben, benden gidiyom!” sözünü kullanır. Ağır başlı yapısıyla güncel yaşam içerisinde durağan, hatta ağır sayılabilecek bir beden ritmine sahip Neşet Ertaş, çalıp-söyleme anlarında, sanki üzerini kaplayan ağır bir örtüden kurtulurcasına sıyrılarak bambaşka bir ruh hâline bürünür; canlanır, hareketlenir, yerinde duramaz, kabına sığmaz olur, coşup kendinden geçer.
Aşkın heyecanından doğan coşkunluk, kendinden geçme ve tam bir vecde halinde başını kaldırıp çalıp-söylemeye başladığında, gözü dünyayı görmez olur. Neşet Ertaş’ın jest ve mimiklerine de yansıyan, ışıl ışıl olup pırıl pırıl parladığı ve adeta yeniden doğup tazelendiği bu anlardaki tarifsiz hâlini görüp etkilenmemek olanaksızdır. Ustasından kendisine sirayet etmiş bu hâlin etkisine kapılmış Ertaş’ın, bu olgunun kendindeki ortaya çıkışı ile ilgili yorumu da inanç odaklıdır. Bu anlarda kendinde olmadığını, her ne kadar ruhuyla ve bedeniyle uyum sağlayıp eşlik etse be, bu hâli bir yaratanın, yönlendirenin olduğunu şu sözlerle belirtir: “O an, sana bir çaldıran-söyleten var. Gerçi sen de ona uyum sağlayıp uygun davranıyorsun ama, çalıp-söyleten biri var. Tıpkı bir teyp gibi oluyorsun, biri düğmeyi açıp çaldırıyor!”
Neşet Ertaş’ın, tıpkı babası Muharrem Ertaş gibi çalıp-söylerken içine girdiği bu hâlin önemli bir yönü de, bu anlarda yüksek bir enerjinin ortaya çıkışı, adeta bir enerji patlamasının yaşanmasıdır. Yarattığı müzik atmosferi içerisinde onun; aşk ile bıkmadan, usanmadan, yorgunluk nedir bilmeden süren ve uzun zamana yayılmış icra temposuna dayanabilmesinin sırrı burada gizlidir.
Uzun sahne performanslarına günlük yaşamdaki ritmiyle başlayan ve belli bir süre kendini bulamayan Neşet Ertaş; gitgide artan bir hızla, tıpkı ateşe konulan kazanın yavaş yavaş ısınıp kaynaması, sonrasında taşması gibi coşarak kabına sığmaz ve taşar. Neşet Ertaş’ın çaldıkça açıldığı, yorulmak bir yana, sanki çalıp-söyledikçe dinleniyormuş hissi verdiği bu anlar; coşkunun zirveye ulaştığı, sahnede devleştiği anlardır. Ancak, o, kendine güvenli, rahat ve bir o kadar da gözükara şekilde sanatını sunduğu bu anlarda bile nefis bir sahne zarafeti sergiler. Abartı bir yana, geleneksel terbiyesini korur, edep, saygı içerisinde çalıp-okumayı sürdürür.
Neşet Ertaş’ın bu anlayışı ve hâli, tanınmadığı ilk zamanlarında da, şöhretinin zirvesinde olduğunda da hep aynıdır. O; başta örnek aldığı Bayram Aracoy, Ahmet Gazi Ayhan gibi kimi ustalarda farklı biçimlerde ortaya çıkan artistik hareketler, omuzda çalma, saza takla attırma vb. gösterişe dayalı hareketleri asla yapmamıştır. Hatta daha da ötesi, sanat yaşamı boyunca bacak bacak üstüne atarak saz çaldığı bile görülmemiştir. Çünkü Ertaş’a göre çalıp-söyleme ânı; Hak’tan aldığını, engin gönül ile, sevgi-saygı ve terbiye içerisinde halka aktardığı ibadet anlarıdır. Bu yönüyle, o tıpkı babası gibi; çalıp-söylerken kendinden geçen, gönülden gönüle kapılar açan bir velidir. Ertaş; bu inançla, gönül dolusunu gönüllere aktarmak için, herkesin gönlü oluncaya ve de kendi gönlü görevini yerine getirdiğine inanana kadar sahnede kalır; çalıp söyler.
Neşet Ertaş’ın sarsılmaz bir irade, kararlılık ve aşk ile kişisel yorum özelliklerini bütün incelikleriyle sergilediği bu uzun anlar; bir sanatkârın yalnızca sazı, sesi ve eserleri ile bir başına sahnede neler yapabileceğinin en nitelikli örneklerinden biri olup canlı müziğin nasıl yapılması gerektiği konusunda da adeta son noktayı yansıtır gibidir. Çalıp-söylemeye dayalı ince sanatın doğasından kaynaklanan dinamik yapısı, yaşam içerisindeki yeri ve Neşet Ertaş gibi olağanüstü sanatkârlarda can bulan yüzü, sanat ve sanatkâr olgusunun gerçekte ne olduğunun bir kanıtıdır. Bir yandan alabildiğine karmaşık olmasına karşın, öte yandan son derece akıcı seyreden bu kadar karmaşık yapının su gibi akmasının sırrı, üzerinde durulması gereken bir konudur.
Neşet Ertaş’ın Türküleri: https://www.turkudostlari.net/sor.asp?a=30
Neşet Ertaş Biyografisi / Özgeçmişi: https://www.turkudostlari.net/kimdir.asp?kim=34